Reyizin entrylerini okurken Kanye West-Amazing dinliyorum. O kadar da havalıcasına bir insanım. Sonra aklıma geliyor, açım da. Mısırlı mısırlı gevrek hazırlıyorum. Kulakta kulaklık, bi elde kase, bi elde kaşık, kucakta laptop, adeta bi multi işlem görücüyüm. Daha aşağısı olmayı hiç kabul edemedim zaten.
Tabuda ülke olan Mısır anlatılacakken, sebze gibi bi ülke şeklindeki tarife, tarifin kendisi de pek iç açıcı değil, Uganda diyen bi arkadaşım var. Uganda değil diyince Kongo mu demişti. Bu anıyı da araya sıkıştırayım dedim.
Neyse, tam multi işlem görücü olduğum anlarda aklıma geliyor, ya benim sütlü sütlü gevreğim dönüp dolaşıp bilgisayara dökülürse diye. Tüylerim ürperiyor, arkadan biri gelip kulağıma bö diyor. Bö diye korkutmak mı kaldı allasen Erdal? Siktir git Erdal. Sakalsız kal, sevgilisiz öl Erdal. Bela okumayı bırakacak olur isek ise: tüylerim ürperiyor, çünkü çay dökülen bilgisayar geliyor akıllara.
(+Sıcak mıydı?
-Dilimi bile yakmıştı.
+Şekerli miydi?
-5.)
O bilgisayar daha abime verilecek de abim tamirciye götürecek de parayı geri alacak. İki aydır bu işlemin olması benim abime bilgisayarı vermeme bağlı. Görenduyan aynı şehirde değiliz sanacak, ayıp olacak. Kandırmak istemeyiz görenduyanı ama o da hep mi yanlış anlar durumu. Sapık. Yarın abimle buluşmam lazım. Zor.
Kendime bakıyorum, hem de kucağımdaki laptop’un webcamini kullanarak. Ben sağa gidiyorum, görüntü sola gidiyor, bir kısım gevrekli gevrekli sütler ise yatağa. Sakallar saçımı geçmiş resmen, kelimi sakalla örtsem yeridir nerdeyse. Sakalımdan klavyeye süt damlıyor. Hani lan üniversiteli adam bira içiyodu geceleri? İsyanım var, anlatamıyorum; haykırıyorum, tecavüz ediliyor sanılıyorum. Görenduyan yine yanlış anladı, dur görenduyan, o öyle değildi tam olarak.
Ne alırdınız?
Çay. Çay. Çay.
Sizi üç çayla uğurluyoruz.
Oturmaya geldik öğrencisi siparişi
Kombin edememişsiniz.
Size diyorum efendi.
Kendiniz uyumsuz
günleriniz zevksiz
esprileriniz demode.
Kendi adıma beğenmedim.
Gel bi konuşcaz diyen ayının oturduğu masaların üstüne çıkıp zıpladım da yine de onlarda yapılan piknik kadar zevk vermedi. Marjinal olucam farklı olucam diye bişeyleri sürekli amaçları dışında kullanma şevkinin yersizliğinin tokat gibi yüzüme vurduğu an da işte tam bu zamandı.
Herkesin her istediğini topluma uymadan/uydurmadan özgür iradesiyle söylememesine demokrasi denir. Bunu da hemen arada belirteyim dedim. Hep taktik bunlar. Bilincinizin gardını indirip empoze ediyorum bu fikirleri. Amerika’nın oyunlarını oynuyorum, çünkü Amerika benim, çünkü oynarsan büyük oyna. Benim Amerika olmam gerçeği haricinde de Amerika’ya da sahip olduğum gerçeği var. Bakın bu sınavda gelebilir.
Bir takım insan evlatlarının sınavları yaklaşıyor tabi ben bunları yazarken, benimse nisanla ilgili tek beklentim ayın ikisinde gossip girlün çıkacak olması. Eğlenerek izliyoruz abi ne var. Hem kültür sentezi oluyor, bi elimde kıymalı pide bi elimde limon gossip girl izliyorum. Limonu sıkmıyor, pideden aldığım lokma başı ısırıyorum. Manzarayı siz düşünün. Ya da işkence mi etmesek ki.
Uzun zamandır yazdığım şeyleri bitirince drafts’a yolluyorum, kendini beğenmemek, beğenmekten daha büyük bi sorun. Ya da hangi durumun içindeysek o daha çetrefilli geliyor.
Ucuza hayat dersi verilir.
Hayat dersi dediğin zaten ucuza verilir ama düşününce. Tüm aydınlanmalarımı önemsiz anlarda yaşadım. Küçükken kara olmama karşın şimdi beyaz tene kaydığımı düşünecek olursak eğer, bayağı bir aydınlanma yaşadığımı da fark edebilir, gelini şimdi öpebilirsiniz.
‘Küçükken kara’ demişken, küçükken karabiber şarkısını abimin bana inatla söylemesi ve benim ağlama anlarım geliyor aklıma. Ne yarraklar düşünüyorum ben, gözlerim kapalı.
O değil de sıcak olması gereken günün serin ve rüzgarlı çıkması insanı çok mutlu ediyor di mi? False! Marjinallik kasmayın abi ya sıcak olması gerekiyorsa bi sebebi vardır bırakın sıcak olsun, baştan söyledim ben bunu.
Havalardan bahsetmişken bi de her hava değişikliğinde Mikail’le ilgili espri yapan güzide sosyal mecra insanları için bir dakikalık saygı duruşu ve akabinde istiklal marşını unutmayalım. İstiklal marşı zaten çok önemli bu hususta.
Hussussushussussususususu. Susayınca çıkardığım bir ses işte bu da. Her insan farklı farklı ve bazen olur ya bilirsin birisi çıkar ve daha farklı olur ve kendine dersin ki ne dediğimi anlıyorsun ya dostum biz bu lanet dünyada yersiz yuvasız bırakılmış insanlarız.
Kafamdaki çöplükten kurtulmak için ya yazmam ya da yazmamam şart emin değilim. Okumak belki? Zor fikir.
***
Güzel müzikler dinleyip güzel anlar yaşayınız, birbirinize sarılıp saçlarınızı koklayınız, bugün berbatsa bi sonraki gün yine var, sevda adamı kaputsu gözlerinizden öper.
Veda konusunda hakikaten hiç iyi değilim lan. Bu konuda en baba dram filminin elveda derken ağlayıcısı bile benden kötü olamaz, şu vedaya bak amına koyim ya. Amına koyim ne ya.
Hatta şu fragmanda da çok yakışıyormuş bu şarkı, filmi izledikten sonra anladım:
http://www.youtube.com/watch?v=Yqkl06CfKD4&feature=related
Anladım derken aslında filmden katiyyen bişey anlamadığımı da belirteyim.
Katiyyen de dedim ya işte hep pazar çılgınlığı.
Bu aslında gif’ti komikli de bişeydi ama bu kadar oldu niyeyse. Bi de şöyle deniyeyim:

Denemeler sonuç verdi :)))
Gece telaşla bin otobüse.
Sabahın 6sında in, 6 buçuğunda yurdunda ol.
Sonra 5 saat odanın boşalması için labta bekle.
Sonra odan boşalsın, çöpleri kalsın, odanın temizlik sırasının gelmesini bekle.
Yolda uyuma.
Labta gece yiyişenler var diye labtaki koltuklar kaldırılsın, labta da uyuma.
Diyeceğim o ki,
UYKUM VAR ŞEREFSİZLER, BU VALİZİ KİM YERLEŞTİRECEK?
Günün anlam ve önemi için: